Acilen İklim Politikalarının 4. Evresine Geçmeliyiz

Karbon Dönüşüm Ekonomisi, Basalia Şehir Modeli ve Şehir Temelli Yeni Medeniyet

İnsanlık, yaklaşık 12 bin yıldır Holosen Çağı’nın sağladığı istikrarlı iklim koşulları üzerinde bugünkü medeniyetini inşa etti. Atmosferdeki CO₂ seviyesi binlerce yıl boyunca yaklaşık 260–280 ppm aralığında kaldı. Ancak,  son 200–250 yılda, Sanayi Devrimi ile birlikte bu değer yaklaşık 430 ppm’e ulaştı (2026 itibarıyla). Medeniyet tarihinde ilk kez, insan faaliyetleri gezegenin doğal dengesini jeolojik ölçekte değiştirecek bir güce erişti.

 Artık önümüzdeki mesele yalnızca iklim değişikliğini yavaşlatmak değil; medeniyetimizi doğanın döngüsel mantığıyla yeniden uyumlu hâle getirmektir. 7Cbasalia’nın kurucuları olarak, bu tarihsel eşikte, insanlığın önündeki bir sonraki dönüşüm evresine ilişkin görüşlerimizi “varoluşsal sorumluluğumuzun” bir parçası olarak aktarmak istiyoruz.

Bu makaleyle iklim politikalarının sadece tarihsel evrimini değil; her evrenin ekonomik mantığını, ekolojik sınırlarını, medeniyet açısından neyi temsil ettiğini ve acilen iklim politikalarında neden “4.evreye geçmemiz gerektiğini” ortaya koymaya çalışacağız.

Genel olarak iklim politikaları bugüne kadar büyük ölçüde 3 büyük evreden geçti.

  • İlk evrede emisyonları azaltmaya çalıştık.
  • İkinci evrede kaçınılmaz hâle gelen iklim etkilerine uyum sağlamaya yöneldik.
  • Üçüncü evrede ise karbonu ölçen, fiyatlayan, vergilendiren ve finansal sisteme dahil eden bir iklim ekonomisi kurmaya başladık.

Ancak bugün geldiğimiz noktada bu üç yaklaşım da tek başına yeterli değildir.

Çünkü iklim krizi artık yalnızca atmosferdeki karbon miktarıyla açıklanabilecek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Karşımızdaki kriz aynı anda; “ ekonomik, ekolojik, toplumsal, teknolojik, yönetsel ve medeniyet ölçeğinde bir sistem krizidir.”

Bu nedenle artık iklim politikalarının 4. Evresine geçmemiz gerekiyor. Bu yeni evrenin adı da :  Karbon Stabilizasyonuna (Carbon Stabilization) dayalı  “ Karbon Dönüşüm Ekonomisi ve Şehir Temelli Yeni Medeniyet Modeli ”

1. Evre – Emisyon Azaltımı (Mitigation)

Yaklaşık Dönem: 1992 – 2015

Belirleyici gelişmeler:

  • 1992 Rio Dünya Zirvesi
  • BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)
  • 1997 Kyoto Protokolü
  • Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikalarının yükselişi

Temel hedef: Emisyonları azaltmak.İklim politikalarının ilk evresinin temel kavramı “ Mitigation ”, yani azaltımdı. Bu dönemde temel hedef;

  • fosil yakıt kullanımını azaltmak,
  • yenilenebilir enerjiye geçmek,
  • enerji verimliliğini artırmak,
  • sera gazı emisyonlarını düşürmek olarak belirlenmişti.

Bu yaklaşım elbette gerekliydi. Ancak ekonomik mantığı büyük ölçüde mevcut LİNEER Üretim ve Tüketim Sistemini koruyarak onun çevresel zararlarını azaltmaya dayanıyordu. Yani Lineer Ekonomi devam ediyor, fakat daha verimli ve daha düşük karbonlu hâle getirilmeye çalışılıyordu.

Ekolojik açıdan bu yaklaşım doğaya verilen zararın hızını düşürmeyi amaçladı. Fakat doğanın bozulan döngülerini yeniden üretmekten çok, “bozulmayı yavaşlatmaya odaklandı.”

Medeniyet açısından ise bu evre şu anlayışı temsil ediyordu: “ Aynı ekonomik düzeni sürdürelim, fakat daha az kirletelim.” Elbette bu önemliydi; ancak yeterli değildi. Çünkü, “ daha az zarar veren lineer bir(üretim modeli) ekonomi, sonuçta yine lineer ekonomidir”.

2. Evre – Uyum ve Dirençlilik (Adaptation & Resilience)

Yaklaşık Dönem: 2015 – 2025

Belirleyici gelişmeler:

  • 2015 Paris Anlaşması
  • Aşırı iklim olaylarının hızla artması
  • Şehirlerin iklim uyum planları
  • Su güvenliği ve dirençli altyapı yatırımları

Temel hedef: Yeni iklim koşullarına uyum sağlamaktı.

Dünya, iklim değişikliğinin yalnızca geleceğe ilişkin bir risk olmadığını fark ettiğinde 2. evre başladı. “ Aşırı sıcaklıklar, kuraklık, sel, orman yangınları, su stresi, tarımsal kayıplar ve altyapı hasarları artık bugünün gerçekliğine dönüştü ”. Böylece “Adaptation” ve “Resilience ”, yani uyum ve dirençlilik iklim politikalarının merkezine yerleşti.

Bu evrede amaç;

  • şehirleri iklim şoklarına hazırlamak,
  • altyapıları güçlendirmek,
  • erken uyarı sistemleri kurmak,
  • su ve gıda güvenliğini artırmak,
  • toplumların kırılganlığını azaltmak vs oldu.

Ekonomik açıdan bu evre, iklim hasarlarının maliyetini azaltmaya ve ekonomik sistemlerin sürekliliğini korumaya odaklandı. Ekolojik açıdan ise doğadaki bozulmanın artık tamamen engellenemeyeceği kabul edildi ve onun sonuçlarıyla baş etme yolları arandı.

Medeniyet açısından bu evre şu acı gerçeğin kabulüdür: “ İklimi tamamen eski hâline döndüremeyebiliriz; ancak yeni koşullarda yaşamayı öğrenmek zorundayız.” Elbette bu da büyük bir zihinsel kırılmaydı. Fakat burada da “temel paradigma” değişmedi. İnsanlık hâlâ iklim krizinin sonuçlarını yönetiyor, fakat onu üreten sistemin bütününü dönüştürmüyordu.

3. Evre – Karbonun Ekonomiye ve Finansa Entegrasyonu

Yaklaşık Dönem: 2020 – 2030 (halen devam ediyor)

Belirleyici gelişmeler:

  • ESG’nin yaygınlaşması
  • Yeşil finans
  • Karbon piyasaları
  • CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması)
  • Sürdürülebilirlik raporlamalarının zorunlu hale gelmesi

Temel hedef: Karbonu ölçmek, fiyatlamak ve ekonomik karar mekanizmalarına dahil etmek…3. Evrede iklim politikaları ekonominin ve finansın merkezine taşındı. “ Karbon ayak izi, emisyon ticaret sistemleri, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri, ESG kriterleri, yeşil finans, sürdürülebilirlik raporlamaları vs ” bu dönemin başlıca araçları oldu.

Artık şirketler yalnızca kârlılıklarıyla değil;

  • karbon yoğunlukları,
  • enerji kullanımları,
  • kaynak verimlilikleri,
  • çevresel ve sosyal etkileri vs üzerinden de değerlendirilmeye başlandı.

Kesinlikle bu evrenin ekonomik önemi çok büyüktür. Çünkü karbon görünmeyen bir çevresel dışsallık olmaktan çıkarak; “ maliyete, vergiye, riske, kredi kriterine, şirket değerlemesine, rekabet unsuruna  vs” dönüşmüştür.

Ekolojik açıdan bu gelişme, çevresel zararın ekonomik sistem tarafından nihayet görünür hâle gelmesini sağladı. Fakat burada da ciddi bir eksiklik vardı(r). Çünkü, “ karbonun fiyatlanması, karbonun dönüştürülmesi anlamına gelmez ki ”.

Emisyonu ölçmek, vergilendirmek veya denkleştirmek; “ karbonu ekonominin içinde döngüsel bir girdiye dönüştürmez.” Medeniyet açısından bu evre şu yaklaşımı temsil etmektedir:

  • Doğaya verilen zararın ekonomik bir bedeli olmalıdır. Bu doğru bir adımdır.
  • Ancak yalnızca zararın bedelini hesaplayan bir sistem, zararın kaynağını ortadan kaldırmaz.
  • Hatta kimi zaman karbon piyasaları, gerçek dönüşümün yerine geçen bir finansal telafi mekanizmasına da(piyasa bypass’larıyla) dönüşebilir; ki dönüştü.

Neden Artık 4. Evreye Geçmeliyiz?

Bakın, niye 4.Evreye Geçmemiz gerektiğini çok basit benzetme ile izah etmeye çalışayım. Düşünün, “bir evi su basıyor ”….Mitigation(Azaltmak),  “musluğu kapatmaktır.” Adaptation(Uyum) , “su baskınına karşı kum torbaları koymaktır”.  Karbon Stabilizasyonuna (Carbon Stabilization) dayalı  “ Karbon Dönüşüm Ekonomisi ve Şehir Temelli Yeni Medeniyet Modeli ” ise evin içine dolmuş suyu tahliye etmek demektir.”

Yani, evi kurtarmak(dünyamızı) için artık sadece musluğu kapatmak yetmez. Sadece kum torbası koymak da yetmez. İçeride birikmiş (yer ile gök arasında ATMOSFERDE biriken) suyu da dışarı çıkarmak zorundayız. İşte bugün atmosferde birikmiş karbon da tam olarak böyledir.

Bakın, atmosferde sorun yalnızca CO₂ değildir. Asıl sorun “ Enerji Dengesinin Bozulmasıdır. ” Çünkü zincirleme şöyle bir etki çalışıyor; “ Fazla CO₂    –   Enerjiyi tutuyor   –   Enerji okyanuslarda birikiyor  –  İklim sistemi bozuluyor   –           Şehirler etkileniyor   –         Ekonomi etkileniyor…”

Bundan dolayı insanlık çok daha karmaşık ve çok daha tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. Yani, parçalı, bir birinden kopuk, tek tek değil; entegre-tamamlayıcı-bütünlüklü-bütünleşik adımlar atmak zorundayız. Çünkü, bir tarafta iklim krizi derinleşirken; diğer tarafta;

  • su kaynakları azalıyor,
  • toprak verimliliği düşüyor,
  • biyolojik çeşitlilik kayboluyor,
  • atık miktarı büyüyor,
  • enerji talebi yükseliyor,
  • şehirler daha kırılgan hâle geliyor,
  • sigorta sistemleri iklim risklerini taşımakta zorlanıyor,
  • karbon vergileri sanayinin rekabet gücünü yeniden şekillendiriyor.

Üstelik dünya nüfusu ve kentleşme artarken, mevcut üretim ve tüketim modeli doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı büyütmeye devam ediyor. Ve artık lineer üretime ve lineer ekonomiye dayalı çözüm modelleri ile “(1.)yalnızca emisyon azaltmak yeterli değildir, (2.) yalnızca uyum sağlamak da yeterli değildir, (3.) karbonu fiyatlamak ve vergilendirmek de tek başına çözüm değildir.” Çünkü sorun, çok daha karmaşıktır ve artık karbonun atmosferde bulunmasından daha büyüktür.

Asıl sorun; “ doğanın döngüsel sistemiyle, insan ekonomisinin lineer sistemi arasındaki yapısal uyumsuzluktur.” Sorunun kaynağı ve çözümü budur.

İlk 3 evre, iklim krizini yönetmeye çalıştı ama çok yetersiz ve eksik kaldı. Ve en kötüsü artık zamanımız da kalmadı. Acilen  4.evreye geçmemiz lazım. Ve 4. evrede de iklim politikalarının yeni denklemi mutlaka şu üç ayak üzerinde yükselmelidir: “Azaltım + Uyum + Karbon Stabilizasyonu ”

İşte bütün bu ayakları da kapsayan 4.evrede  ; “ iklim krizini üreten ekonomik ve şehirsel sistemi (medeniyetin ve yaşamın olduğu yerler) yeniden tasarlamamız gerekmektedir”  Bu nedenle artık 4. evre, yalnızca yeni bir iklim politikası değildir/olamaz ; aynı zamanda yeni bir ekonomi ve medeniyet paradigmasıdır/olmalıdır ( yeşil-döngüsel bir çevre/iklim-kalkınma modelidir)

4. Evre – Karbon Dönüşüm Ekonomisi ve Şehir Temelli Yeni Medeniyet

Yaklaşık Dönem: 2026 – 2050+ (öngördüğümüz yeni dönem)

Belirleyici yaklaşım:

  • Karbonu ekonomik girdiye dönüştürmek
  • Atık–Su–Enerji–Karbon–Toprak–Malzeme döngülerini entegre yönetmek
  • Şehirleri İkincil Karbon Yutak Alanları hâline getirmek
  • Doğal sermayeyi yeniden üreten döngüsel şehir ekonomileri oluşturmak

Temel hedef: Karbonu yalnızca azaltmak değil; yönetmek, dönüştürmek ve ekonomik değere çevirmek. İklim politikalarının 4. Evresi; elbette mevcut 3 evreyi reddetmez.Aksine; azaltımı, uyumu, karbon fiyatlamasının daha ileri ve bütünleşik bir sistem içinde birleştirir.

Ancak 4.Evrede önemli olan“ artıkkarbonu yalnızca nasıl azaltacağız değil; karbonu, suyu, enerjiyi, toprağı, atığı ve malzemeyi birlikte nasıl yöneteceğimizdir?”… .Çünkü Karbon Dönüşüm Ekonomisinde karbon yalnızca emisyon değildir.Doğru yönetildiğinde;

  • yapı malzemelerinin,
  • kompozit ürünlerin,
  • tarımsal girdilerin,
  • toprak iyileştiricilerin,
  • enerji sistemlerinin,
  • yeni sanayi ürünlerinin vs stratejik girdisine dönüşebilir.

Bakın karbon artık; “ yeni malzemedir, yeni hammaddedir, yeni finansal varlıktır, yeni şehir sermayesidir, yeni doğal sermayedir”. Bu yeni yaklaşımda amaç karbonu ekonominin dışına atmak değil; “onu doğanın ve ekonominin doğru döngülerine yeniden yerleştirmektir.” Bu nedenle mesele artık yalnızca Net Zero (Sıfır Atık) değildir ve yetmez .

4.Evrede asıl hedefimiz ; “sıfır kaynak kaybı, kaynak pozitif şehirler, karbon negatif üretim, doğal sermayeyi yeniden üreten ekonomik sistemler kurmak olmalıdır.” Bakın, artık atmosferde birikmiş stok karbonu güvenli ve uzun süreli biçimde doğal ve yapay sistemlere bağlamak zorundayız. Artık 4.evre amacımız, “ küveti boşaltmak” olmalıdır.

Atmosferdeki stok fazlalığı boşaltmak içinde ; “karbon mineralizasyonuna , biyokömüre, karbon negatif yapı malzemelerine, karbon depolayan şehir altyapılarına , toprak karbonunun artırılmasına , mavi karbon ekosistemlerine ve döngüsel karbon teknolojilerine(Basalia gibi) ihtiyacımız var.”

Yeni Ekonomik Paradigma

4.Evrede ekonomik başarı artık yalnızca daha fazla üretmekle ölçülemez. Yeni ekonomik başarı;

  • daha az birincil kaynak kullanmak,
  • atığı yeniden hammaddeye dönüştürmek,
  • suyu geri kazanmak,
  • karbonu kalıcı ürünlere bağlamak,
  • toprağın biyolojik değerini artırmak,
  • enerji ve malzeme döngülerini kapatmak vs üzerinden ölçülmelidir.

Bu nedenle geleceğin en değerli şirketleri/şehirleri/ülkeleri yalnızca düşük karbonlu şirketleri/şehirleri/ülkeleri olmayacaktır.

Asıl değerli şirketler/şehirler/ülkeler;

  • kaynakları yeniden üreten, doğal sermayeyi artıran,
  • atık akışlarını yeni varlıklara dönüştüren şirketler/şehirler/ülkeler olacaktır.
  • Finans sistemi de yalnızca “zararı azaltan” yatırımları değil; ekosistemi ve kaynak döngülerini yeniden üreten yatırımları finanse etmek zorunda kalacaktır.

Yeni Ekolojik Paradigma

4. evrede, doğayı yalnızca korunacak pasif bir alan olarak görmez. Doğayı; “işleyen,
üreten, dönüştüren ve kendi kendini yenileyen bir sistem olarak kabul eder”.
Doğada atık yoktur.Bir sistemin çıktısı, başka bir sistemin girdisidir.

Zaten insan ekonomisinin en büyük hatası ise bu döngüyü kırmak olmuştur. Bu nedenle gerçek iklim politikası; yalnızca atmosfere daha az karbon bırakmak değil, doğadaki;

  • karbon döngüsünü,
  • su döngüsünü,
  • besin döngüsünü,
  • toprak döngüsünü,
  • malzeme döngüsünü yeniden işler hâle getirmektir.

Yeni Medeniyet Paradigması

İklim krizinin temelinde yalnızca yanlış teknoloji yoktur. Yanlış bir medeniyet anlayışı da vardır(Lineer Üretim-Ekonomi + Ulusal/Global düzeyde Piramide dayalı Yapılanma) . Bugünkü sistem; “ sınırsız tüketimi, sürekli büyümeyi, doğayı hammadde deposu olarak görmeyi, atığı sistem dışına atmayı normal kabul etmiştir.”

Oysa gezegenimiz sonludur, döngüsel ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle 4. Evre yalnızca yeni bir iklim politikası değildir. Aynı zamanda Yeni bir Medeniyet Tasarımıdır. Ve bu yeni medeniyet;

  • tüketmek yerine “dönüştürmeyi ”,
  • sahip olmak yerine “emanet bilincini”,
  • doğaya hükmetmek yerine “onunla uyumu”,
  • lineer büyüme yerine “döngüsel gelişimi ” esas almalıdır.

Şehirler Neden 4. Evrenin Merkezinde Olacak? Olmak Zorundadır

Çünkü iklim krizinin ekonomik ve ekolojik akışlarının büyük bölümü şehirlerde (dünya nüfusunun % 55-60 ı direkt ; etrafındaki küçük kasaba/küçük yerleşim yerleri ile toplamda % 80’i şehirlerde yaşar )  kesişmektedir. Şehirlerde; “enerji tüketilir, su kullanılır, atık üretilir, karbon yoğunlaşır, gıda tüketilir, malzemeler birikir, ekonomik değer yaratılır.”

Bu nedenle şehir yalnızca iklim krizinin en büyük kaynaklarından biri değildir. Aynı zamanda çözümün en güçlü ölçeğidir(sorunun olduğu yer) . Fakat, çözüm  için artık şehirleri yalnızca tüketim merkezleri olarak görmekten vazgeçmeliyiz.

Yeni şehir anlayışı şöyle olmalıdır: “ Şehir = Aktif Ekolojik ve Ekonomik Organizma”. Böyle bir şehir;

  • enerjiyi üretir ve verimli kullanır,
  • suyu geri kazanır,
  • organik ve inorganik atıkları ayrıştırıp dönüştürür,
  • karbonu yapı ve malzeme sistemlerinde bağlar,
  • toprağı ve biyolojik üretkenliği destekler,
  • kaynak akışlarını yapay zekâ ile optimize eder.

Basalia Şehir Modeli : “ Atık, Su, Enerji, Karbon, Toprak ve Malzemenin Tek Sistem İçinde Yönetilmesi” demektir:

Basalia Şehir Modeli, tam olarak iklim politikalarının 4. Evresinde bize en iyi entegre-bütüncül çözüm mimarisini sunmaktadır. Bugünkü sistemde; “ atık ayrı, su ayrı, enerji ayrı, karbon ayrı, toprak ayrı, malzeme vs ayrı ” yönetilmektedir.

Oysa bir şehirde-ülkede bu akışların tümü birbirine bağlıdır. Basalia yaklaşımı; bütün bu “ Atık + Su + Enerji + Karbon + Toprak + Malzeme vs ” döngülerini tek bir şehir metabolizması içinde bütünleştirir. Basalia Şehir Modelinde ve Sisteminde;

  • organik/inorganik atıklar enerji, biyolojik ürün ve karbon bazlı girdilere dönüşür,
  • atık sular geri kazanılarak yeniden şehir ve üretim döngüsüne katılır,
  • karbon yalnızca azaltılmaz; yeni ürünlerde ve malzemelerde kalıcı değere dönüştürülür,
  • toprak organik madde, karbon ve biyolojik yaşam bakımından güçlendirilir,
  • endüstriyel ve kentsel atıklar yeni nesil hammaddelere çevrilir,
  • enerji, su ve malzeme akışları birlikte optimize edilir.

Böylece şehir yalnızca daha az kirleten bir yapı hâline gelmez. Aynı zamanda; “ kaynak üreten, karbon yöneten, suyu yeniden kullanan, toprağı iyileştiren, yeni ekonomik varlıklar oluşturan bir ekolojik-ekonomik organizmaya dönüşür.”

Basalia ile Şehir : İkincil Karbon Yutak Alanı Olur

Bugüne kadar karbon yutakları denildiğinde ormanlar, topraklar ve okyanuslar akla geliyordu. Ancak gelecekte şehirler de doğru şekilde tasarlandığında (örneğin Döngüsel Basalia Teknolisine dayalı Basalia Şehir Modeli ile)  yeni nesil karbon yutaklarına dönüşebilir.

Karbon;

  • yapı malzemelerinde,
  • kompozit ürünlerde,
  • altyapı sistemlerinde,
  • toprak iyileştiricilerde,
  • uzun ömürlü şehir varlıklarında vs depolanabilir ve ekonomik değere dönüştürülebilir.

Basalia Şehir Modeli bu nedenle şehirleri yalnızca karbon salan alanlar olmaktan çıkarıp; İkincil Karbon Yutak Alanlarına dönüştürmeyi hedefler. Ve bu, şehirlerin karbon nötr olmasından daha ileri bir hedeftir.

Çünkü karbon nötrlük yalnızca dengeyi ifade eder. İkincil karbon yutak alanı ise şehrin aktif biçimde karbon bağlamasını, dönüştürmesini ve ekonomik değere çevirmesini ifade eder.

Sonuç: İklim Politikası Değil, Yeni Bir Sistem Mimarisi

  • İklim politikalarının ilk evresi emisyonu azaltmaya çalıştı.
  • İkinci evresi iklim etkilerine uyum sağlamaya yöneldi.
  • Üçüncü evresi karbonu ölçtü, fiyatladı ve finansallaştırdı.
  • Ancak dördüncü evre de ; mutlaka “ karbonu, suyu, atığı, enerjiyi, toprağı ve malzemeyi aynı döngüsel sistem içinde yeniden yönetmek zorundayız ”.

Çünkü iklim krizi yalnızca enerji krizi değildir. Aynı zamanda; “ kaynak krizi, su krizi, toprak krizi, şehir krizi, malzeme krizi ve medeniyet krizidir.” Bu nedenle çözüm de yalnızca yeni bir enerji teknolojisi olmayacaktır.

Çözüm;

  • yeni bir ekonomik model,
  • yeni bir şehir modeli
  • ve yeni bir medeniyet işletim sistemi olacaktır.

İşte 7Cbasalia’nın ortaya koyduğu vizyon tam olarak budur: “ Şehirleri yalnızca daha az kirleten yapılar hâline getirmek değil; atığı, suyu, enerjiyi, karbonu, toprağı ve malzemeyi tek bir sistem içinde yöneterek kaynak üreten, doğal sermayeyi yeniden oluşturan ve İkincil Karbon Yutak Alanlarına dönüşen yeni nesil şehirler kurmak” .

Çünkü, artık yalnızca gelecekteki emisyonları azaltmak asla yeterli değildir, eşzamanlı acilen geçmişte atmosfere salınmış ve bugün gezegenin enerji dengesini bozan stok karbonu güvenli biçimde yönetmek zorundayız.

Ve bunun yegane çözümü de;  şehirlerin altyapılarını ve üretim sistemlerini lineer ekonomide olduğu gibi karbonun yalnızca kaynağı/sorunu değil, aynı zamanda Basalia gibi teknolojilerle çözümünün bir parçası haline getirmektir.

Prev PostBasalia , Bir Teknoloji Değil, Yeni Bir Medeniyetin Üretim Altyapısıdır
Next PostTrump, Yarın Basın Toplantısı ile KÜRESEL KUSURSUZ FIRTINANIN FİTİLİNİ ATEŞLEYEBİLİR

Leave a reply