EMİSYON AZALTIMINDAN ATMOSFER VE KARBON YÖNETİMİNE

İklim Krizinin Sorunu da Çözümü de Şehirlerdedir

Basalia Şehir Modeli ile Yeni İklim Paradigması

Bugünlerde genel olarak dünyada yaşanan iklim anomalileri ve özellikle Akdeniz ve Atlantik’te yaşananlar sıradan iklim olayları değildir. Son dönemde bazı bölgelerde deniz yüzeyi sıcaklıkları mevsim normallerinin 5°C üzerine çıktı.

Bu artış yalnızca daha sıcak bir deniz anlamına gelmiyor. Denizlerdeki ve okyanuslardaki bu sıcaklık artış ; “ daha fazla enerji, daha fazla su buharı, daha büyük fırtınalar, daha uzun sıcak hava dalgaları, daha şiddetli kuraklıklar, ve daha kırılgan ekosistemler anlamına geliyor.”

Çünkü okyanuslar iklim sisteminin hafızasıdır. Ve bugün bu hafıza bize önemli bir mesaj veriyor: “ Dünya artık Holosen’in öngörülebilir iklim düzeninden uzaklaşıyor.” Yaklaşık 12.000 yıl boyunca insanlık, atmosferdeki CO₂ seviyesinin yaklaşık 260–280 ppm bandında seyrettiği Holosen döneminde yaşadı.

Holosen Çağının öngörülebilir – istikrarlı iklim döneminde insanlık ; “ Tarım yaptı, şehirler kurdu, ekonomiler geliştirdi ve Medeniyeti(Lineer + Piramit) inşa etti”. Bugünlerde ise atmosferdeki CO₂ seviyesi 430 ppm seviyesine ulaşmış durumda.

Ve ilk kez Homosapiens gezegenin iklim sistemini değiştirecek kadar güçlü hale geldi. Bu nedenle artık soru bugüne kadar olduğu gibi Lineer Ekonomiye dayalı iklim politikalarının temelini oluşturan   : “Karbon salımını (ve atıkları) nasıl azaltırız?” olmamalıdır; çünkü atmosferdeki CO₂ ‘nin 430 ppm seviyesine göre çok yetersizdir ve çok eksiktir.

Artık atmosferin bu yeni gerçeğine göre zorunlu olarak “Karbonu ve Atmosferi nasıl yöneteceğiz?” sorusu ve buna göre döngüsel ekonomi ve iklim  politikalarını konuşmalı ve hayata geçirmeliyiz.

Bakın, geldiğimiz aşamada ekonomiyi (enerjiyi dahil) ve ekoloji birbirinden bağımsız olarak konuşma-yönetmeye çalışma imkanımız kalmadı artık. Bundan sonra en stratejik konu sadece enerji değildir ; “ atmosfer ve karbon yönetimi olacaktır ”.

Son 30 yıldır iklim politikalarının merkezinde emisyon azaltımı vardı. Daha az fosil yakıt kullanmak, daha az karbon salmak, daha verimli üretmek, yenilenebilir enerjiye geçmek vs” vardı. Bunların tamamı doğrudur ama hem eksiktir hem de artık yeterli değildir.

Çünkü ,sorun yalnızca yıllık emisyon akışı (akım yönlü) değildir. Sorun, atmosferde birikmiş olan karbon stokudur. Yani, sorun Holosen’de 260-280 PPM olan CO₂ seviyesinin sanayi çağında 250 yılda 430 PPM’e ulaşmasıdır.

Yani,iklim krizini ve atmosferdeki stok 430 PPM  seviyesini yalnızca musluğu kısmakla çözemeyiz. Birincil karbon yutak alanlarımız olan okyanuslar(ki en büyük),ormanlar, toprak artık karbonu aborve edemediği için atmosferde CO₂ seviyesi 430 PPM’e ulaştı zaten..Yani, birincil karbon yutak alanlarının yükünü acilen hafifletecek, onlara yardımcı olacak mekanizmaları-çözümleri de devreye koymamız gerekir acilen.

Kısaca, atmosferde biriken CO₂ ve metan yükünün hem daha fazla artmasını engelleyecek şekilde karbon emisyon artışlarını azaltmalıyız, hem de mevcut yükü da azaltmaya başlamak zorundayız.Yoksa eşik değeri geçtikten sonra geri dönüşü imkansız bir iklimsel facia yaşayacağız.

 Bu yüzden ekonomi ve iklimde(ekoloji) yeni çözüm: Döngüsel Ekonomiye dayalı “ Emisyon Azaltımı → Atmosfer ve Karbon Yönetimi paradigmasına dönüşmek zorundadır.”

Emin olun ki;  20. yüzyılın en kritik konusu enerji güvenliğiydi; 21. yüzyılın yeni konusu da atmosfer güvenliği olacaktır. Çünkü karbon artık yalnızca bir emisyon değildir. Karbon; bir malzemedir, bir enerji taşıyıcısıdır, bir ekonomik varlıktır. Ve yakın gelecekte şehirlerinin stratejik hammaddesidir.”

Bakın;  geldiğimiz aşamada sürdürülebilir ekolojiye(iklime-doğaya) uyumlu yeni bir ekonomi paradigmasında ve politikasında çok önemli bir gerçek vardır. Bu çok hayati gerçek; hem iklim krizinde geldiğimiz acı gerçeklere(sahaya),  hem de zamanımız kalmadığı için zorunlu ve en optimum çözüme dayanmaktadır..

En önemli Gerçek :

İklim krizinin sorunu da çözümü de şehirlerdedir.

Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde yaşamaktadır. Şehirler;

  • küresel enerjinin büyük bölümünü tüketmektedir.
  • Karbon emisyonlarının büyük bölümünü üretmektedir.
  • Atığın büyük bölümünü oluşturmaktadır.
  • Suyun büyük bölümünü kullanmaktadır.

Ve aynı zamanda sermayenin, teknolojinin ve yönetim kapasitesinin toplandığı merkezlerdir. Bu nedenle iklim krizini yalnızca enerji santralleri veya elektrikli otomobiller üzerinden okumak eksik kalmaktadır. Sorun şehirlerdedir; dolayısıyla çözüm de  ; “ şehir metabolizmasını yeniden tasarlamaktır ”.

Çünkü şehirler bugün ; “karbon üreten, su tüketen, enerji tüketen, atık üreten devasa sistemlere dönüşmüş durumda ve bizzat iklim krizini sahada en ağır yaşayandır”.

Fakat şimdilerde iklim krizini  en ağır yaşana aynı şehirler; karbon dönüşüm ekonomisine dayalı döngüsel üretimle; “ karbon tutabilir, karbon depolayabilir, karbonu ekonomik değere dönüştürebilir, suyu döngüye geri kazandırabilir,  toprağını rehabilite edebilir,  atıkları yeniden hammaddelere dönüştürebilir.”

Artık, lineer ekonominin tıkandığı, sarsılacağı bir dönemde ve iklim krizinde geldiğimiz bu eşik aşamada artık geleceğin iklim politikası yalnızca;  “karbonu azaltmak” olamaz/olmamalıdır ; bir an önce “Şehirleri İkincil Karbon Yutak Alanlarına dönüştürecek” yeni ekonomi ve iklim politikasına/stratejisine ihtiyacımız vardır. Ve bu artık bir tercih değildir, yaşamsal zorunluluk ve sorumluluktur.  

BASALİA,  İklime Adapte Yeni DÖNGÜSEL ŞEHİR İŞLETİM SİSTEMİ ALT YAPISIDIR

İşte Basalia’nın tarihsel önemi bu eşik dönemde çok kritik ve yaşamsaldır. Çünkü Basalia yalnızca bir çevre teknolojisi değildir. Basalia;  döngüsel üretime dayalı karbon dönüşüm ekonomisi ile şehirleri ikincil karbon yutak alanlarına dönüştüren,  “ atık, karbon, su, enerji ve malzeme döngülerini yeniden bir araya getirmeye çalışan bütüncül bir şehir metabolizması/ şehrin yeni işletim-üretim alt yapısıdır. ”

Basalia ‘da “ atık problem değildir, karbon problem değildir; Basalia için atık ve karbon servettir ” Çünkü, sorun, şehirlerde ve ekonomilerde döngünün kırılmış olmasıdır. Bugün şehirler; atık üretiyor, arıtma çamuru üretiyor, organik atık üretiyor, enerji tüketiyor, su tüketiyor. Fakat bunların büyük bölümü tekrar ekonomiye kazandırılamıyor.

Sonuçta, lineer ekonomiye-üretime dayalı şehirlerde “ daha fazla emisyon, daha fazla maliyet, daha fazla kaynak tüketimi ve daha fazla çevresel baskı ortaya çıkıyor ”. Artık yeni çağın yaklaşımı farklı olmak zorundadır ve Basalia ile :

  • Atığı kaynağa dönüştürebiliriz.
  • Karbonu ekonomik varlığa dönüştürebiliriz
  • Su döngüsünü yeniden kurabiliriz.
  • Malzeme döngülerini(yeni nesil karbon negatif malzemeler üretebiliriz ) kapatabiliriz.
  • Kısaca bir şehirde “atık-su-emisyon-enerji-toprak-malzeme döngülerini” entegre-bütüncül bir şekilde karbon negatife dayalı döngüsel bir ekonomi oluşturabiliriz ve bu şekilde şehirleri ikincil karbon yutak alanlarına dayalı sürdürülebilir, yaşayan, iklime adapte metabolizmalara dönüştürebiliriz.

Önümüzdeki dönemin en önemli ekonomik dönüşümü de bu kapsamda şehirlerde yaşanacak zaten.

  • 20.yüzyılda ülkeler petrol rezervleriyle zenginleşti.
  • 20.yüzyılın ilk çeyreğinde veri ve yapay zekâ yeni ekonomik gücü temsil etmeye başladı.

Ama artık önümüzdeki dönemde asıl rekabet şurada yaşanacak:

  • Bir şehir ne kadar karbon yönetebiliyor?
  • Ne kadar suyu döngüye geri kazandırabiliyor?
  • Ne kadar atığı ekonomik değere dönüştürebiliyor?
  • Ne kadar kendi atmosfer etkisini yönetebiliyor?

Bu nedenle geleceğin en güçlü şehirleri; en yüksek gökdelenlere sahip olanlar değil; atığını-karbonunu , atmosfer etkisini, döngülerini en iyi yöneten şehirler olacaktır.

Ve elbette bu zorunlu dönüşüm yeni bir ekonomi ve yeni bir finansal mimari-piyasalar yaratacaktır. Bugün, “karbon ve atığı maliyet olarak görülmektedir”. Ama çok yakında yarının ekonomisinde bunlar “ yönetilen, dönüştürülen, depolanan, ekonomik değere çevrilen stratejik varlık sınıflarına dönüşecektir”

Yakın gelecekte 2026-2033 de mevcut lineer ekonominin yıkım sürecine ve yeniden yapılanma sürecinde ;  “ Şehir Karbon Varlık Fonları, Şehir Atık Varlık Fonları ve Döngüsel Şehir Ekonomileri kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.

Ve aslında insanlık tarihindeki en büyük dönüşüm de tam burada başlayacaktır. Çünkü, insanlık Holosen’de doğanın sunduğu istikrarlı koşullardan yararlandı ve medeniyetini geliştirdi. Ama ne yazık Antroposen’de lineer ekonomi ile gezegenin sistemlerini bozdu( aslında hem bozdu, hem fark etti-öğrendi, hem de Basalia gibi çözümler üretti) ve artık yaşamsal kritik eşiklere doğru hızla ilerliyor.

Artık ne iklim krizinin, ne de tıkanmış-matematiği bozuk lineer ekonominin çözümü; “yalnızca atmosfere daha az karbon salmak değildir/olamaz, çünkü yetersizdir”.

Artık, hem iklim krizinin, hem de doğayla uyumlu sürdürülebilir ekonominin çözümü ; “ atmosferi, karbonu, suyu, enerjiyi, malzemeyi, ve şehirleri tek bir döngüsel sistem olarak yeniden tasarlamaktır”..

İşte bizler 7Cbasalia olarak uzun yıllar içerisinde bugünleri öngörerek, şehir bazlı döngüsel sisteme dayalı BASALİA ŞEHİR MODELİ’ nin alt yapısını Basalia(döngüsel üretim alt yapısı ve şehir/sanayi işletim sistemi) ve üst yapısını da Birleşik Dönüşüm Ekonomisi Paradigması( ekonomi-yönetişim) ile  oluşturduk/hazırladık.

Çünkü, artık geldiğimiz aşamada insanlık ilk kez,    “ medeniyetinin(ekonomisinin) geleceğini enerji üretme kapasitesiyle değil; atmosferini ve karbon döngüsünü (yer-gök arasındaki karbon-su-azot döngülerini ) yönetebilme kapasitesiyle belirleneceğini idrak etmek zorunda kalacaktır”.

Bu yüzden önümüzdeki yüzyılın en kritik sorusu da artık,  “ne kadar enerji üretiyoruz?” değil; “atmosferimizi ve karbonu( ve döngüleri) ne kadar iyi yönetiyoruz?” olacaktır. Çünkü ikiz kriz(ekonomik ve ekolojik) çağında artık;  hem sürdürülebilir ekonominin, medeniyetin ve iklim krizinin çözümü atmosferde başlıyor.

Ve karbonu ve atmosferi değiştiren sistemlerin yeri de   “şehirlerdir”. Bu nedenle önümüzdeki yüzyılın en büyük görevi ve ekonomik hikayesi de şehirlerde yazılacaktır. İnsanlık tarihinde ilk kez  “ Şehirler İkincil Karbon Yutak Alanlarına dönüşecek ve ilk gerçek karbon negatif Döngüsel Şehir Ekonomileri (Medeniyeti) ortaya çıkmaya başlayacaktır.”

Bu şekilde Holosen’den Antroposen’e geçen insanlığın bir sonraki adımı da, umarız ki “ Şuurlu Medeniyet ” kurmak olacaktır. ZatenŞuurlu Medeniyet” in ilk tuğlası da ancak;  şehirlerin karbon salan yapılardan, artık karbon yöneten yapılara dönüşmesiyle atılabilir/atılacaktır. Şuurlu Medeniyet, atmosferi ve karbonu yöneten bir medeniyet olacaktır.  

İşte bizler 7Cbasalia olarak bu inanç ve sorumlulukla “ ŞUURLU bir MEDENİYET ” için uzun yıllar mücadele ederek Basalia alt yapısını(karbon negatif şehir/sanayi üretim alt yapısı) ve bu alt yapıya entegre üst yapı(ekonomi-yönetişim) olarak ta Birleşik Dönüşüm Ekonomisi Paradigmasını geliştirdik…

Prev PostCOP31 ANTALYA’nın DÜNYAYA MESAJI :
Next Post

Leave a reply